ÇAY İÇİN TAPINAK – ZEN SEREMONİSİ

“An’dan an’a, hayatın olağanüstü sıradanlığının tadını çıkararak yaşayabilirsin. Ufak şeylerden zevk alırsın. Sabah sıcak çayını yudumlamayı, her yudumun ve kendinin farkında olarak da yapabilirsin, farkında olmayarak da. Eğer sabah çayını yudumlarken başka şeyler düşünüyorsan, o zaman çayı da o an’ı da kaçırmışsındır. Ve unutma eğer bu senin alışkanlığınsa, hayatı da kaçırırsın. Çünkü bu da, bir bardak çaydan farklı bir şey değildir.”

Artık hepimiz çok yoğunuz, çok yorgunuz. Takip etmemiz, öğrenmemiz, kaçırmamamız, halletmemiz gereken çok iş, çok kitap, çok tweet var. Şu anda durup bu yazıyı okurken bile, beyniniz henüz yazının başındayken küçük bir fizibilite raporu çıkarıyor. “Zamanımı alacak kadar önemli mi bu yazı?” veya “ben ileride kullanabileceğim yeni bir şey öğrenebilecek miyim?”. Artık öyle ki, somut olarak sonuçlarını anında göremeyeceğimiz bir seyi yapmak dahi istemiyoruz. Uzun dönemli veya elle tutulamayan ama içimize iyi gelen şeyler için de zaten zamanımız yok. Sanki “meşgul olmak” yeni trend. Herhangi bir sosyal ortamda insanlara “nasıl gidiyor?” diye sorduğunuzda ya “çok meşguller”, ya “inanılmaz koşturuyorlar” ya da “deli gibi işleri var”; kimse artık “sadece iyi” değil. Peki size her gün mutlaka yaptığınız eylemlerden biri olan “çay içmek” üzerine bir seremoniden bahsetsem ve onu eski Kızılderililerin söylediği gibi; ruhunuzun bedeninizi yakalayabilmesi için yavaşlayabileceğiniz bir an’a dönüştürebileceğinizi söylesem ne derdiniz? Çay içme eylemi üzerine ne kadar kafa yordunuz bilmem ama Zen master’larının ve Japonların bu eylemi bir ritüele dönüştürmeleri boşuna değil. Lakin üzerine meditasyon dahi yapılan bu kavram farklı bir açıdan bakınca o değeri fazlasıyla hak ediyor. Bu özelliğiyle uygulandığında ise günlük hayatınıza adeta küçük bir tapınak molası veriyor gibi hissediyorsunuz.

İlk olarak Çin’de bulunan ve ismini Çin’deki Tha dağından alan çay, her dilde kendisine küçük farklılıklarla yer edinmiş. Kökenleri yaklaşık 400 yıl öncesine ve Zen budizmine dayanan çay seremonileri, Japonya’da “sadou-chadou” isimleriyle biliniyor. Anlam olarak “çay” ve “yol” sözcüklerinden oluşup “çaya giden yol” anlamına gelen seremoniler öğrenilmesi ve uygulanması gereken bir çok ince ayrıntı ve detaya sahip. Hem çayı sunan hem de misafir olan kişi için geçerli olan ayrıntılar; kaseyi tutuştan, çayı karıştırmaya, peçete kullanımından, çay içişe kadar bir dizi ritüeli kapsıyor. Burada amaç insanları çileden çıkarmak değil tabi ki, her ayrıntının özünde derin bir felsefi anlamı var. Örneğin; seremonide konukların çay evine girdikleri kapı, alçakgönüllülüğü hatırlatmak adına eğilerek girilebilecek sekilde küçük yapılıyor. Seremoniler, insanların bütün maddi ve manevi her şeyini kapı dışında bıraktığı ve bütün dünyevi sorunlardan uzaklaştıkları bir alan olarak görülüyor. Bu yüzden de çay evleri tam olarak Zen kültürünün bir yansıması olacak şekilde sade ve yalın olarak dekore ediliyor. Çay evine veya tapınağına girerken düşünceler ve sözlerin ayakkabılar ile birlikte dışarıda bırakılması kuralı ise, önemsiz bir ayrıntıdan daha çok seremoninin en önemli kilit noktası .

Çayın hazırlanma aşamasında; çayı hazırlayan kişi semaverde çayı dans eder gibi öyle zarif ve dikkatli hareketlerle hazırlıyor ki, kaynayan çayın müziği ve çayın hazırlanışını izlemek başlı başına bir eylem ve Zen anı haline geliyor. Herkesin önce çayın semaverde kaynarken çıkardığı müziği dinlemesi ise seremoninin bir parçası. Daha önce bu gözle hiç bakmadığımız çay demleme aşaması, dünyanın dinlemesini bilenler için bir müziğe sahip olduğunun en sıcak kanıtı adeta. Hazır olan çay, misafir olarak önüne fincanlar içinde bir tanrıymışsın gibi saygıyla konuluyor ve sen de bu selamı aynı saygıyla karşılıyorsun. Bu yüzden bir Zen master’ının birine verebileceği en güzel karşılamanın da, bir fincan çay olduğu söylenir. Sana sunulan çayı ise başka yerlerde olduğu gibi içmemen gerekiyor. Onu sanki öteden gelmiş gibi yudumlamalı, adeta kim olduğunu bilmeden o çayı toplayan kişiye ve yetiştiren toprağa teşekkür etmelisin. Yavaşca hareket etmelisin, acelen yok. Böylece sıradan bir şeyi, -sıradan bir çayı- güzel bir festivale, bir Zen an’ına dönüştürüyorsun. Üstelik Himalayalar’a çıkmana veya bir spa merkezine kadar gitmene bile gerek kalmadı artık. Çünkü bu şekilde kendi Zen an’ını yarattığın seremonideki çay içme eylemi, seni festivalden tazelenmiş ve beslenmiş olarak gönderiyor. Belki de bu kadar basit olduğu için ruhunuza hafifçe dokunmasını biliyor.

 

*Bu yazı daha önce Match-Up Mag bahar 2015 sayısında yayınlanmıştır.

* İllüstrasyon Ekin Büyükşahin’e aittir.

 

email
Tugce Uluurgun

I love talking about nothing. It is the only thing I know anything about.

1 Yorum

  • Cevapla Haziran 6, 2016

    Hosting

    Restoranlar?n aralar?nda da geleneksel ochaya cay evleri yer al?yor. Cay evi dendigine bakmay?n, Kyoto’nun en pahal? ancak en unutulmaz aksam yemegi deneyimini sunuyor ochayalar, cunku burada gercek geiko ve maikolar servis yap?yor, yemek s?ras?nda geleneksel geysa muzik ve dans performanslar? sergiliyor ve cay seremonisi sunuyor.

Cevap yazin