MALCOLM GLADWELL BLINK

‘Malcolm Gladwell’i tanımayan var mı’ diye yazıya başlayacaktım ama internette biraz kendisiyle ilgili bilgilerimi tazelemek için gezince düşündüğümden daha az tanıyanı olduğunu fark ettim. Malcolm Gladwell; Kanadalı bir gazeteci, best-seller bir yazar ve aynı zamanda ilham dolu bir konuşmacı. Kendisi 1996’dan beri The New Yorker’da yazıyor. Hepsi The New York Times best-seller listesine giren 5 adet kitabı var. (David&Goliath, What the Dog Saw, Outliers, Blink ve Tipping Point). Favori kitabım Outliers olmakla birlikte burda son okuduğum ‘The Power of Thinking Without Thinking’ diye de bilinen “Blink” kitabından bahsedicem. Kitabın ana konusu; bir insanın eksiksiz bir izlenim edinip doğru bir karara varması için geçmesi gereken sürenin, bir göz kırpması kadar kısa olabileceği üzerine. İsterseniz mantık çerçevesinde aylar süren hesaplı analizler yapabilirsiniz, ama yine de göz kırpma anınızda aldığınız karar kadar doğru ve yerinde olmayacaktır. Veya en iyi ihtimalle bu analizler sizi yine ilk saniyede aldığınız karara götürecektir. Peki bu kararı nasıl alıyoruz ve en önemlisi bilinçaltımızın kendi kendine aldığı kararların farkında mıyız?

Kitap ilk başta bize Gladwell’in tezini kanıtlayan birtakım testler ve örnekler ile başlıyor. Örneğin, evli çiftlerin 15 dakikalık konuşma videolarını izleyerek bu çiftlerin 15 yıl sonra hala birlikte olup olmayacaklarını, yüzde 95’lik bir doğruluk payıyla tahmin edebiliyorlar. Üstelik bu 15 dakikalik konuşma kendi ilişkileri hakkında olmak zorunda bile değil, hatta çiftlerin ilişkileri dışında bir konu hakkında konusmaları tahminlerin doğruluğu açısından çok daha yararlı. Şöyle ki :

  • Test için SPAFF denilen bir kod sistemi oluşturuluyor. Bu sistem evli bir çiftin bir konuşma sırasında sergileyebileceği 20 ayrı duygu kategorisinin rakamsal karşılıklarını kapsıyor. Örneğin; kızgınlık 7, hor görme 2, yakınma 11 gibi. Konuşma sırasında çiftlerin her saniyedeki ses tonları, surat ifadeleri ve duygu durumları oluşturulan bu duygu kategorilerine göre numaralandırılıyor. Böylece 15 dakikalık bir konuşma sonrası çift için 18.000 numaralık bir dizi çıkıyor ortaya. (Mesela; 7, 2, 11 gibi bir dizi 3 saniyelik duygu geçişini gösteriyor bize. Bu durumda ilk saniye çiftlerden biri kızgınken daha sonra eşini hor görmeye başlayıp sonra da yakınmaya başlıyor.) Çıkan bu hesaplamalara, elektrotlar ve sensörlerle her çiftin gösterdiği reaksiyon da eklenince ortaya kompleks bir denklem çıkıyor. Yani çiftlerden biri bir duygu hissederken diğer çift o sırada hangi duyguyu hissediyor, oturduğu yerde hareket mi ediyor, rahatsız mı oluyor tüm bunlar denkleme karşılıklı ekleniyor. Bu 15 dakikanın verdiği sonuç, yorumcunun 15 sene sonrası hakkında doğru bir tahminde bulunmasını sağlıyor. Hatta bununla ilgili ‘Boşanmanın Matematiği’ diye bir kitap bile yazıyorlar.
  • Şimdi ilk olarak, neden bu 15 dakikalık konuşma çiftlerin evlilikleri hakkında olmuyor? Gladwell, insanlara kendileri hakkında birşey söylemelerini istediğinde coğunlukla kafa karıştırıcı ve çoğu zaman objektif olmayan ‘ideal cevaplar’ verdiklerini söylüyor. Bu sebeple mesela çiftlerin köpekleri hakkında konuşma yapmaları testin doğruluğu açısından cok daha yararlı oluyor. Böylece ‘ilişkileriyle ilgili’ ama ‘ilişkileri hakkında olmayan’ bir konu üzerinden konuşuyorlar.
  • Bu konuşma süresi boyunca, çiftlerin ya pozitif hislerin asabiyete üstün geldigi ‘pozitif his’ dengesinde ya da tam tersi negatif his dengesinde kaldığı gözlemleniyor. Örnegin, çiftlerden biri kaba bir şey söylediğinde, diğer kişi eşinin sadece keyfinin yerinde olmadığı için böyle bir şey söylediğini ifade edebilir. Negatif his dengesi ağır basanlarda ise, çiftlerden birinin notr yaptığı bir eylem bile eşi tarafından negatif olarak adlandırılabiliyor. Bu durumdaki çiftlerin en belirgin özelliği genelde birbirleri hakkında kesin ve genel yargılarda bulunmaları. Sonuç olarak, 15 dakika boyunca süren bu iniş ve cıkışlar bir haritada toplu olarak rakamsal değerlerle gözlemlendiğinde bu tablonun aslında pastanın küçük bir dilimi değil, çiftlerin genelde ilişkilerini nasıl gördüklerine dair bir belge olduğu görülüyor. Bu aslında analitik gözlemlere dayalı bir test.
  • Öte yandan tamamen iç güdümüze bağlı, şöyle bir test yapılıyor Harvard’da. Kişilere hiç tanımadıkları insanların sadece odaları gösterilerek onlar hakkında yorumlarda bulunmaları isteniyor.Başka bir grup kişi ise tanımadıkları bu insanlarla oturup 1 saat konuşuyorlar. Sizce iki gruptan hangisi bu yabancı kişilerin karakterleri hakkında daha doğru gözlemde bulunabilmiştir? Tabiki, odaları inceleyen grup :) Hatta odaların sahiplerini ilk aşamada görmemek, verilen karakter analizlerinin daha yerinde çıkmasını sağlıyor. Çünkü bir insanla tanıştığımızda o kişinin nasıl göründüğü veya nasıl konuştuğu, o kişinin karakteriyle ilgili doğru bir yargıya varmamızı ön yargılı bir şekilde engelliyor.
  • İste Gladwell’in “thin-slicing” adını verdiği durum burada ortaya çıkıyor. Kodlar ve rakamlar yani analitik gözlem ve çalışmalar sonucu ilişkileri hakkında yorum yapabildiğimiz çiftlerin aksine Gladwell’e göre bir göz kırpma anı kadar kısa sürede de karşımızdaki kişi hakkında doğru bir karara varabiliriz. Ve çoğu zaman bütün bu analitik gözlemler ve deneyler zaten bizi yine o ilk göz kırpma anındaki kararımıza götürür.
Malcolm Gladwell

Malcolm Gladwell

  • Bilinçaltımızdan çıkan bu kararlar öyle ani bir zaman içerisinde oluyor ki çoğu zaman onları gözden kaçırabiliyoruz. Çünkü devreye anında zihnimiz girip bu kararın saçmalığından ya da mantık dışı olmasından bahsetmeye başlıyor. Fakat bizim bilinçalti karar alma mekanizmamızın yarattığı mucizelerin önemini tekrardan anlamamız gerekiyor. Çoğumuz bir sey hakkında ‘nasıl’ hissettiğimizi cevaplar cevaplamaz hemen arkasından ‘neden’ öyle hissettiğimizi cevaplama moduna geçiyoruz. Bilinçli ya da bilinçsiz düşündüklerimiz ve hissettiklerimizi nedenlerle desteklememiz gerektiğini varsayıyoruz. Gladwell’e göre bu bakış açısı bir hata ve eğer aldığımız kararların kalitesini arttırmak istiyorsak, ani kararlarımızın gizemli doğasını kabul etmemiz gerekiyor. Bunun için de neden bildiğimizi bilmeden, bilmenin mümkün olduğu gerçeğine saygı duymalı ve hatta bazen bu şekilde olmasının çok daha doğru olduğunu kabullenmeliyiz.
  • Kitabın içinde yer alan çok beğendiğim testlerden biri de şu: Öğrencilere uzun bir koridordan yürüyerek bir sınıfa varmaları isteniyor ve orada onlara bir kağıt veriliyor. Bu kağıtta 10 tane 5’er kelimelik, kelimelerin sırası karıştırılmış cümleler var. Öğrencilerin amacı, bu karışık kelimeleri 10 adet anlamlı cümle haline getirmek. Bu görevi tamamladıktan sonra sınıftan çıkıp uzun koridoru tekrar yürüyen öğrencilerin, bu sefer ilk yürüyüşlerine oranla çok daha yavaş şekilde yürüdükleri gözlemleniyor. Bunun sebebi kelime dizilişlerinde yer alan kelimelerin; yaşlılığı çağrıştıran yaş, kırışıklık, yalnızlık gibi kelimeleri sistematik olarak içermesi kaynaklı. Böylece cümleleri okuyan öğrenciler farkına varmadan bu kelimelere maruz kalmış oluyorlar. Bu “priming deneyi” bize bilinçaltımızın kapalı kapılarının ardında ne kadar çok şey dönebileceğini gösteriyor. Tabi ki bu deneyin farkına varıldığı anda etki ortadan kalkıyor. Burada asıl etkileyici olan şey, öğrencilerin sınıftan çıkıp yürürken dahi kendilerine bilinçsizce empoze edilen düşüncelerinin davranışlarını nasıl etkilediğinin farkına varmamış olmaları.
  • Bir diğer örnek de yazarın Outliers kitabına benzer bir örnek. Outliers’da sözü geçen şöyle bir gözlem vardı. Bir sınıftaki başarılı spor öğrencilerinin doğum tarihlerine bakıldığında -hatta bu veriler daha sonra ulusal düzeyde de incelendiğinde- bu öğrencilerin, genelde yılın ilk aylarında doğduğu gözlemleniyor. Bu durumda yılın Ocak, Şubat, Mart aylarında doğan bir çocuk ile Kasım, Aralık aylarında doğan bir çocuk arasındaki fark; özellikle ilkokul yıllarında hem zihinsel hem fiziksel olarak fark gösteriyor. Bu sebeple yılın ilk aylarında dogan çocuklar eğitimlerinin ilk yıllarında daha zeki veya daha atletik olarak kendilerini göstermeye başlıyorlar. Gladwell de bu şekilde spora yazılan bir çocuğun o şekilde kendisine empoze edildiği için yıllar içinde düzenli destek ile üniversiteye başladığında, yine en başarılı ve atletik öğrenci olacağını söylüyor. Aynı şekilde Blink’de de dikkat çekilen nokta şu: Prestijli özel bir okuldan mezun olan beyaz bir çocuğun, normal bir okuldan mezun olan siyah bir çocuğa göre SAT sınavından daha yüksek not almasının sebebi; beyaz çocuğun gerçekten çok daha iyi bir öğrenci olmasından mı yoksa onun beyaz olup daha iyi koşullarda daha prestijli bir okula gitmesinden ve böylece “priming deneyi”nde olduğu gibi ‘zeki olmak’ fikrine sürekli ve düzenli olarak maruz kalmasından mı kaynaklanıyor?
  • Beyzbolda cok başarılı bir vurucu olan Ted Williams’la topa nasıl vurduğuyla ilgili bir röportaj yapmak istemişler. Ted Williams bir uzman olarak topa vururken nasıl bir açıyla durduğunu, elini nasıl hareket ettirdiğini ve diğer bütün teknik bilgileri röportajda anlatmış. Fakat daha sonra oyun sırasında Williams’ı izlediklerinde röportajda söylediği hiçbir şeyi yapmadığını fark etmişler. Ted Williams’ın amacı burada sırlarını ifşa etmemek değil, bu farklılığın sebebi kendisinin de ne yaptığının farkında olmaması. Çünkü o sırada mantıklı bir şekilde düşünerek simdi şu hareketi yapmalıyım demek yerine, iç güdüsel olarak hareketini yapıyor. Aynı yoldan çıkarak, Gladwell filmlerde var olan ‘hızlı randevular/ speed date’in de gayet doğru sonuçlar verebileceğini söylüyor, çünkü çoğu zaman bir kişinin karşı partnerde aradığını söylediği özellikler etkilendikleri partnerde çıkmıyor. Ve biz buna ‘speed dating’ de olduğu gibi ilk 5 dakikada karar veriyoruz.

Kitapta daha hakkında sayfalar boyu konuşulabilecek birçok şey var. Fakat her deney aynı sonucu gösteriyor. Tüm bu deneyler özgür irademizle karar verdiğimiz algısının bir ilüzyondan ibaret olduğunu kanıtlıyor bize. Çoğu zaman aslında otomatik pilotta yaşıyoruz. Ne kadar iyi düşündüğümüz ve davrandığımız, düşündüğümüzden çok daha fazla dış dünyadaki etkenlere bağlı. Bu yüzden belki gizlice işini yapan bilinçaltımızın bize sunduğu avantajları bir an önce keşfetmemiz gerekiyor.

email
Tugce Uluurgun

I love talking about nothing. It is the only thing I know anything about.

Ilk yorumu siz yazın!