ALAÇATI REHBERİ VOL I

Hacımemiş Alaçatı

Aslında aklımda hiç Alaçatı yazısı yazmak gibi bir fikir yoktu. Zaten bütün instagram fenomenlerinin ve bloggerların bağıra çağıra Alaçatı’yı öven yazılar ve fotoğraflar paylaşmaları yetiyor diye düşünüyordum. Ta ki yine bir İzmir gezimizden sonra nereye gitsek diye düşünürken rotamızı tekrar Alaçatı’ya çevirene kadar..

Alaçatı’ya en son üç sene önce yaz döneminde gitmiş ve bir daha gitmemeyi düşünen biri olarak, bu sene de “en kötü birkaç günlüğüne gider, yine kalabalıktan bunalırsak geri döneriz” diye düşünüyorduk. Çünkü en son gittiğimizde karşılaştığımız burnundan kıl aldırmayan garsonlar, fahiş miktardaki karşılığını alamadığınız menüler, tatilde değil de düğündeymişcesine giyinip süslenmiş; o arnavut kaldırımlarında nasıl yürüdüğüne anlam veremediğim topuklu ayakkabılı kızlar beni Alaçatı’dan soğutmuştu. Ama bu sene iyi ki gitmişiz, meğerse Alaçatı değişmiş. (Özellikle haftaiçleri :) ) Ramazan döneminde gittiğimiz Alaçatı’dan o kadar keyif aldık ki sonunda ağustos ayı için burada ev tutmaya karar verdik.

Böylece haftaiçi yerel insanlarla birlikte Alaçatı’nın daha sakin yüzünü yaşayabilecekken, haftasonu kalabalığından eğer istersek kendi evimizin bahçesine kaçabilecektik.

Bu yazıyı da şimdi oturmuş evimizin bahçesinden yazıyorum :)

Bir tanesi hariç internette okuduğum Alaçatı rehberleri, beni objektiflik açısından tatmin etmediği için kendim birebir deneyip gördüklerimi buraya yazmak istedim. Ayrıca bu yazının bu şekilde kalmayacağını, ağustos ayı boyunca deneyeceğim yerlerle güncelleneciğini de belirtmek isterim.

İlk olarak yukarıda da belirttiğim gibi sakinlik istiyorsanız pazartesiden perşembeye olan günleri tercih etmelisiniz. Çünkü cumadan başlayıp pazar akşamına kadar İstanbul’un trafiğini aratmayacak bir trafik oluyor. Hafta başları ve akşam üstleri o kadar keyifli oluyor ki, hem sokaklar hem de yerel halkın rahat ve keyifli halleri bana inanılmaz iham veriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şimdi Alaçatı rehberi 2015’de yer alan mekanlara sıra gelirse :

YEME – İÇME

Kapari Bahçe : 

Açılalı çok olmayan Kapari Bahçe’yi daha önce hiç bilmemekle birlikte tesadüf eseri ilk akşamımızda oraya rezervasyon yaptırdık. Nerden bilebilirdim son zamanlarda gittiğim en keyifli akşam yemeklerinden biri olacağını :) Zaten yerini bilmediğimizden arabayı park edip de yürümeye başlayınca bahçe tarafının oradan geçtiğimizi bilmeden “aa buraya da gelmeliyiz, ne kadar keyifli bir yermiş” dediğimi hatırlıyorum. Hacı Memiş’in büyük taş konağının kalıntılarını koruyarak öylesine güzel, öylesine tadına doyulmaz bir mekan yaratmışlar ki insanın saatlerce oturası geliyor. Aksam üstü gidip hafif soğuk şarabınız ile akşam yemeğine başlarken, güneşin batmasıyla birlikte yanan o küçük lambaları ve masalar üstündeki dev mumları kendinizi bir film sahnesinde hissetmeniz için yeterli. Bunun üstüne çalan müziklerin ayrı güzel olması, garsonumuzun son derece bilgili olup bizi yönlendirmesi ve seçtiğimiz mezeleri birden masaya yığıp ortadan kaybolmak yerine; teker teker tadında masaya taşıması ayrı bir hoş ediyor içimizi. Tam orada yemek yerken aklıma bu restoranı anlatmak için kullanacağım filmin çok sevdiğim Before Sunrise ile Before Sunset filmleri olacağını düşünüyorum. Aynen o filmdeki gibi saatler süren yemek masası konuşmaları gibi bir ortam var.

Saatler ilerledikçe de müziğin sesi biraz daha açılıp, keyifli ve hareketli hale geliyor.

Kapari Bahçe’nin menüsü hem bizden hem Yunanlılardan mezeler ile dolu. Alaçatı’nın şimdiye kadar gittiklerim arasında en keyifli restoranı olduğunu düşündüğüm Kapari Bahçe menüsündeki benim favorilerim; bir Yunan böreği olan, yufka yerine lor peyniri kullanılan Hania böreği, muhteşem mücverleri ve ege otları tabağı. Bir mücver ne kadar muhteşem olabilir demeyin, bence deneyin. Üstüne ilk defa tattığım ve tadını çok beğenmediğim ama eğer mutfakta varsa (her zaman bulunmuyormuş) tatmanızı önerdiğim, sadece Ege’de yetişen Şevketi Bostan var.

DÜZELTME! : Maalesef yukarıdaki yazıyı Ramazan döneminde gittiğim izlenimlere göre yazdığım için, Ağustos ayı itibariyle geçerliliğini sürdürmediğini belirtmek isterim. Meğerse biz gittiğimizde restoran kalabalık olmadığı için öylesine kaliteli ve güzel bir servis ile karşılaşmışız. 12 Ağustos’ta gittiğimiz yemekte artık yüksek sezondan dolayı restoran kalabalık olduğundan, maalesef yukarıda saydıklarımın hiçbiri ile karşılaşmadık. Telefonda rezervasyon yaparken konuşan kişinin bıkmış tavrından, restoran girişinde “ha bir siz eksiktiniz” tarzı karşılamaya, kötü olan servisi “restoran çok kalabalık o yüzden böyle” diye açıklamalarına kadar her şey Kapari Bahçe’yi gözümüzde yerin dibine soktu. Klasik bir şekilde “bir yer de müşteriyi ve parayı görünce bozmasın” diyerek kapatıyorum bu düzeltme yazısını..

(Adres: Hacı Memiş 2012 Sokak No:10 / Telefon : 0232 7160094)

Tabla Alaçatı

Tabla Alaçatı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İkinci en çok beğendiğim ve bahçesinde saatlerimi harcayabileceğim bir diğer mekan da Tabla Alaçatı. Burayı Alaçatı’ya gitmeden önce listeme zaten almıştım ama menülerinin et ağırlıklı olmasından ötürü vejetaryen yemek bulabilir miyiz diye çekiniyordum. Telefonla rezervasyon yaptırmak için aradığımda “siz gelin, bir yolunu buluruz” şeklindeki samimi ve son derece tatlı yaklaşımlarından sonra kendimizi başka bir akşam Tabla’ya attık.

Dekorasyonunun Club Voyage, Konsolos İstanbul gibi yerleri de yapan iç mimar Mahmut Anlar’a ait olduğu Tabla Alaçatı adeta özel günler için bir vaha gibi. Aydınlatması, herrr şeyin bembeyaz oluşu, şahane ilgili ve arkadaşınızın yerine gelmişsinizcesine cana yakın garsonlar mekanı çok ilgi çekici yapıyor. Tabla ara sokakta kaldığı için tabi dekorasyonunu sokakta yürürken göremiyorsunuz ve sanırım bu kendisini daha çekici kılan başka bir şey.

Tabla’nin menüsü İstanbul’da Gile ile Akali’den tanınan ve GQ tarafından 2013’de yılın şefleri seçilen Cihan Kıpçak ile Uryan Doğmuş’a ait. Menüde kendi tarzları olan adeta sanat misali tabaklar var. Porsiyonlar küçük ve fiyat olarak diğer yerlere oranla bir tık daha yukarıda. Ama kesinlikle farklı bir deneyim için değer.

Başlangıçta, ikram olarak masaya gelen zeytinyağı yanında el yapımı mısır ekmeği, yoğurtlu ekmek ve soğanlı ekmek şu ana kadar yediğim en lezzetli ekmeklerdi. Yemeğin üstüne tatlı, onun üstüne espresso içmelisiniz :) Yıllanmış peynirleri de çok çok güzel. Fakat en güzeli başka bir yerde tadamayacağınız ve garsonun ısrarı üzerine aldığımız Sübye tatlısı geliyor. (Aşağıda sağdaki güzellik) Görüntü de küçük fakat tatta dev bir lezzet kendisi. İçinde kavun çekirdeği sorbet, vanilya kreması, kavun ve şeftali tartar ile çarkıfelek var. Kesinlikle denenmeli. Bunun yanında kendi tarzlarındaki profiterolleri de çok başarılı.

Tabla Alaçatı

Tabla bize diğer yerlerden sıyrılan çok keyifli ve lezzetli bir akşam yaşatmış oldu, kesinlikle öneririm.

(Adres: Hacı Memiş 2012 Sokak No:32 / Telefon : 0539 6961701)

Dutlu Kahve

Hacı Memiş’deki Dutlu kahveyi mutlaka daha önce duymuşsunuzdur. Hemen köşede kalan ve karşısındaki kahvehaneyle dip dibe olduğu için tezat görüntüler oluşturan Dutlu Kahve’yi daha önce denememe rağmen “kesin abartılıyordur” diye bir ön yargım vardı nedense. Sonunda deneme şansı buldum ve ba-yıl-dım. Bu yazıda yazdığım bütün yerler içerisinde zeytinyağlı mezelerinin istisnasız hepsinin çok lezzetli olduğu tek yer. O kadar lezzetlilerdi ki, ikinci tabakları da söylemek istedik. Yalnız mezeler o günün sabahında yapıldığı için eğer akşamında geç gelirseniz (özellikle haftaiçi. Haftasonu iki porsiyon yapıyorlarmış), mezelerin bitme ihtimali çok yüksek oluyor. Kesinlikle iki günlük meze vermedikleri için de ertesi güne kalmaması adına haftaiçleri çift porsiyon yapmıyorlar.

Diğer meyhanelere göre bir artı özelliği de rakınızı, şarabınızı içerken arka fondan çaldıkları eski şarkılar. Fakat şarapta çok az çeşit olması biraz eksi puan olmuş. Öte yandan değişik ve ilginç adlar verdikleri mezelerinin hepsi ama hepsi birbirinden lezzetli. Benim favorilerim ise kabak çiçeği dolması ile içinde patlıcan, patates, domates sosu ve yoğurdun olduğu köpeoğlu. Bu arada eğer mezelerle doymazsanız köfte, çöp şişi gibi ana yemekler de mevcut. Sonuç olarak Dutlu Kahve ikinci üçüncü kez gidilebilecek; atmosferiyle ve mezelerinin lezzetiyle on numara bir yer.

Alaçatı’ya gelip burada yemek yemeden gitmeyin.

Küfe 

Aslında ilk başta Küfe’ye gitme gibi niyetimiz yoktu. 6 kişi cumartesi akşamı Alaçatı’da bir yere rezervasyon yaptırmadan yürüyüp kafamızın estiği yere oturmak istedik. Yer bulamayınca karşımıza çıkan Küfe’yi deneyelim dedik. Çok iyi bir karar vermişiz. Hemen Dutlu Kahve’nin karşısında kalıyor yeri. İçerideki neredeyse girişi kaplayan kocaman meze sofrasından istediğiniz mezeyi seçiyorsunuz. Mezeleri inanılmaz bir lezzette değildi ama hem güzel yemekler yedik hem de 6 kişi o kadar yiyip içmemize rağmen makul bir hesap ödedik. Küfe’nin arka tarafta bulunan bahçesi çok ama çok keyifli. (Fotoğraftakinden çok daha güzel.) Herşey tam bir Ege mekanı olarak masmavi. Fakat sokakta yer alan ön tarafı da klasik Hacı Memiş insanlarını seyretmek ve sokağın nabzını hissetmek için keyifli. Servis ise azıcık daha iyi olabilir.

(Adres: Hacı Memiş 2012 Sokak No:39 Tel : 0530 2864866)

Su’dan Hayat (Su’dan Palas)

Su’dan Palas, Su’dan Hayat, Su’dan Alaçatı.. Farklı farklı isimlerle adı geçen ama aslında adı Su’dan Hayat olan bu kahvaltı cennetine ben hayran kaldım. “Hayat”,  “bahçe” demek olduğu için ismini böyle koymuşlar. Daha önce aynı binada otellerinin de olduğu Su’dan Palas, farklı bir binaya taşınınca burada kahvaltı yeri kalmış. Ama yine bu binada bir adet kiralanabilecek daireleri de mevcut.

Her gün saat 14:00 civarına kadar kahvaltı servisi yapıyorlar. Serpme olarak ortaya gelen kahvaltıya ek olarak eğer isterseniz yumurta çeşitlerinden ekleme yapabiliyorsunuz. Fakat kahvaltının kendisi de tek başına yeterine doyurucu. Ekmeklerin lezzeti ve kalitesi çok iyi. Lor peynirleriyle yaptıkları lezzetler şahane. Özellikle sepet loru veya tatlı lor diye geçen lor peyniri, muz, şeftali ve bal ile yaptıkları karışım inanılmaz lezzetliydi. Sadece reçelleri ev yapımı değildi sanırım. En çok hoşuma giden şey, çayın yanında getirdikleri şeker niyetine İran’dan gelen uzun bir çubuğa dolanmış kristalimsi sarı renk şey oldu. İsmini sormayı unuttum ama yapmanız gereken şey çayınızın içine batırıp çıkarmak. Bunun yanında türk kahvesinin yanında getirdikleri suyun içindeki tahta çubuğa dolanmış Ege’nin meşhur sakızı da harika.

Su’dan Hayat’da aldığınız keyif sadece kahvaltı ile sınırlı kalmıyor. Ortamın dekorasyonu, shazam’ı elinizden düşürmeyecek şarkılar ve kahvaltıyla birlikte ya da üstüne içebileceğiniz bloody mary’den, virgin mary ve cold brew’e bütün kahve çeşitleri de sizin keyfiniz için hazır bekliyor.

Akşamları yemek vermiyorlar ama eğer bir gün önceden ararsanız min. 6 kişi olmanız koşulu ile size özel bir sofra hazırlayabiliyorlar. Üstelik menüyü de ellerinde günlük, taze ne varsa birlikte belirliyorsunuz.

Tek olumsuz yanları, aşırı rahat bazen “şaka mı yapıyorlar” dedirtebilecek tavırları. Garsonların hiçbir şeyden haberlerinin olmaması, sahibinin siz geldiğinizde “oturun işte bir yerlere” demesi veya “gazete var mı” diye sorma gafletinde bulunursanız snob bir tavırla “biz gazete okumuyoruz” tarzı cevapları. Bunlar da arada olsun artık diyerek görmezden gelip kahvaltısının ve şarkıların tadını çıkarın bence siz.

(Adres: Hacı Memiş 2000 Sokak No:23 Tel 0232 7160737)

Ferdi Baba Port Alaçatı

Port Alaçatı, Çeşme Marina ve Köyiçi’nde şubeleri olan Ferdi Baba’nın namını duyup Port Alaçatı’dan yana tercihimizi yaptık. Demirlemiş teknelerin hemen yanında yemek yerken gün batımı çok keyifli oluyor. Fakat açıkcası lezzet olarak ben diğer balıkçıklardan çok farklı bir lezzet bulamadım. Belki balık yemediğimiz için balık konusunda farkını ortaya koyuyordur bilmiyorum ama denediğim mezeler konusunda çok belirgin bir şey söyleyemicem. Gelen insanların rahat olmayan şıklıklarıyla da bana Ege rahatlığını yaşatamadı.

(Adres:Alaçatı Yat Limanı G-2  Tel: 0232 7169001)

Pla’ce 

Pla’ce Hacı Memiş’in içinde değil de merkezdeki rüzgar değirmenine yakın tarafta. Ara sokaktan, bir evin verandasına giriyormuş gibi geçip içeriye giriyorsunuz. Hacı Memiş’in salaş olamayan rakı balıkçılarıyla kıyaslayınca, Pla’ce ağaçların dalları altında tam bir meyhane havasında. Çalışanları da bunu doğrular nitelikte saygılı ve canayakın.

(Adres : Tokoğlu Mh., 1044. Sk. Tel : 0232 7168626)

Leyla Tapas&Bar
Asfalya’nın hemen karşısında yer alan Leyla Tapas&Bar, Asfalya ile birlikte diğer balık ve meze restoranlarının arasında farklı şeyler yemek isterseniz diye sıyrılıyor. Tapasları lezzetli ve çeşitli. Vejetaryen olanlar için bol seçenekleri olmasa da içkinizi alıp, yanında ortaya birkaç tane küçük tapas söyleyerek yol kenarı keyifli sohbet için ideal bir yer. Müzikleri de sohbet etmenizi engellemeyecek şekilde ve keyifli çalıyorlar. Tapaslardan “patatas bravas” çok lezzetli. Küp patateslerin yanında “allioli” dedikleri sarımsaklı ve domatesli ispanyol bir sosla servis ediliyor. Üç çeşit zeytinyağlı “mezos” ile enginarlı, pazılı ve karidesli ekmek üçlemesi “pannos” da başarılı. Sadece yemeğin başında masaya gelen ve neredeyse ana yemek büyüklüğünde olan bruschetta tarzı ikramlarını, daha sonra adisyonda kuver adı altında bir tapas ücretinde almalarını sevmedim. Çünkü zaten seçme hakkım olsa seçmeyeceğim bir yemeği önüme ikram gibi getirip sonradan bunu adisyona yansıtmaları gereksiz bence. Bunun dışında garsonlar da sevimli ve ilgili kızlar.

İmren Pastanesi 

1941’den beri açık olan İmren pastanesi Alaçatı’nın sembolü pastanelerden biri. Çarşının içindeki şubesine gidip kendi yapımları dondurmalarından yiyebilirsiniz. Özellikle tabi ki Ege usulü sakızlı dondurmalarından. Üstüne eve götürmek üzere sakızlı türk kahveleri de çok lezzetli.

Köşe Kahve

Köşe kahve akşam yemeğinden öte gün içinde gidip yemek yemelik veya akşam üstü bir şeyler atıştırmalık adı üstünde yeri köşede olan bir cafe. Yan tarafındaki dar ve yan yana oturma sırası ile bana biraz Paris St.Germain cafelerini hatırlattı. Dekorasyonu tamamen Alaçatı dekorasyonu ve çok hoş. Fakat servisi için aynı şeyi söyleyemicem. Biraz amatör ve yavaş.

Bütün yemeklerini denemedim ama özellikle enginarlı ve pazılı crumble’ı hem değişik bir tat hem de sağlıklı olduğu için denenmeli.

Petra Reserve Co.

İstanbul Gayrettepe’deki Petra’nın Alaçatı şubesi Petra Reserve; Hacı Memiş’de Dutlu Kahve’nin hemen arkasında kalıyor. Kartondan menüleri, tahtadan oturakları ile sade ve sohbet odaklı olan Petra’da bu sefer kahveye ek olarak kokteyllerini de denemelisiniz. Az ama öz menülerinde başarılı kokteyller var. Ben en çok alkol konusunda cömert davrandıkları lavender martini’ye bayıldım.

ALIŞVERİŞ

Pop Alaçatı

Pop, antika ve koleksiyon ürünler cenneti. Fakat ciddi anlamda bu konuda profesyonel bir yer. Çünkü burada hiç kullanılmamış, garanti belgesine kadar her şeyi tam eski lomo fotoğraf makineleri de bulabilirsiniz, Samsonite’ın neredeyse ürettiği ilk bavullardan da. Instagram hesaplarından da takip ederseniz ürünlerini farklı şehirlere de kargoyla gönderiyorlar. Babasının yıllardır biriktirdiğine eklemeler yapan dükkan sahibi de çok canayakın.

Pop ile emaye ürünler satan ve sahibi dünya tatlısı olan Be-Dest dışında alışveriş yapmak için çok yer öneremicem ne yazık ki Hacı Memiş’de. Çünkü neredeyse hepsi gereksiz pahalılıkta ve aynısını başka yerde görseniz onda bir fiyatına alabileceğiniz ürünler.

Rue 1387

Eğer tasarım ürünlerine merakınız varsa Rue 1387’de tanesi 16.500 TL’ye dünyada sadece 10 adet üretilmiş sandalyeden orjinal İncil’e kadar değişik şeyler bulabilirsiniz. Hacı Memiş’den başka ikinci şubesi İzmir-Alsancak’da olan bu dükkan, mimar Funda Düzgün Arcas’ın dünyanın farklı köşelerindeki müzayede, fuar ve antikacılardan topladığı ürünleri satışa çıkardığı yer.

“BEACH”LER

7800 Çeşme

Kumlarına bayıldığımız Boyalık mevkindeki 7800 Çeşme bu sene bahçeye serpiştirdikleri Buda heykelleri ile daha da güzel bir vahaya dönüşmüş. (Giriş haftaiçi: 65TL)

Bu arada yine 7800’ün orda aynı berrak denize girmek ama daha az ücret vermek istiyorsanız, hemen yanında civardaki ev sahiplerinin ve yazlıkçılarının tercih ettiği Merkeztur plajına da girişi 15 TL’den girebilirsiniz.

Fly-Inn Beach

Bence en keyifli beach’lerden biri olan Altınkum’daki Fly-Inn, içerisinde Bej ile Tektekçi’yi de barındırıyor. Eğer girince sol taraftaki, bizim de her gidişimizde tercih ettiğimiz Bej tarafını seçerseniz giriş ücreti 35 TL ödüyorsunuz ve bu tarafa 16 yaşından küçükleri almıyorlar. Sağ tarafta ise Fly-Inn’in kendi işletmesi var, bu taraf da kişi başı 50 TL. Kocaman bir alana yayılan Fly-Inn’de, kalabalık taraftan uzak küçük bir çim tepesi ve konforlu yatakları olduğu serin çim alanı için; ben Bej tarafını daha çok beğeniyorum. Ayrıca Bej’in yemekleri de efsane. İçeriye evcil hayvanları almasıyla kalpleri fetheden Fly-Inn’de saat 17:00’dan itibaren her gün after party var.

Ayrıca Fun Beach dışında diğer beach’lerde olmayan banana vs gibi su sporlarını da burada yapabilirsiniz.

Fly-Inn Beach

Ekleme : Ağustos ayı itibariyle pazar günleri Fly-Inn, neredeyse et pazarı görüntüsü yaratacak şekilde çok kalabalık oluyor. Göz önünde bulundurmakta fayda var. Yine aynı sebepten dolayı, Bej’de yemeğinizi yemek için uzun süre bekleyebilir ve amatör servis ile karşılaşabilirsiniz.

Alaçatı Beach Resort

Port Alaçatı tarafındaki Alaçatı Beach Resort, minimal dekorasyonu, bembeyaz White Lounge’ı (yemekler lezzetine göre pahalı), sakinliği ve çarşaf gibi deniziyle tam kafa dağıtmalık. (Kişi başı hafta içi : 50 TL) İçerisinde aynı zamanda Alaçatı Sound Pool adında çok keyifli bir havuzu da var. Fakat maalesef Altınkum dahil Çeşme yarımadasının güneyindeki bütün plajların genelde suyu soğuk haberiniz olsun.

Ardıç’daki Quente bizi açıkcası çok cezbetmedi. Ama hemen yanından girişi olan sıcak havuz konseptlı Aquente akşam üstleri dj performansı olduğunda keyifli.

Babylon

Hemen yanında aynı koydaki kopmalı ve çoğu zaman kendini teşhir etme amaçlı Paparazzi, Marrakech ve Sole Mare’nin komşusu Babylon, henuz kendine mi gelemedi bilmiyorum ama temmuz ayı itibariyle bu sene çok zayıf kalmış. Girişte çantalarınızı kontrol edip yiyecek varsa geçici olarak almalarından, sonrasında çıkışta verdiklerinizden eser bulamamanıza kadar genel olarak bir amatörlük hakim bu sene. Ağustos ayı itibariyle değişir mi bilmiyorum ama işletme ve verdiği keyif de çok zayıftı. (Giriş : 50TL) Bir de bu sene Pegasus ile anlaşma yapmışlar. Eğer İzmir’e Pegasus ile gelmişseniz mobil pass’iniz veya biletinizi göstermeniz durumunda bir defaya mahsus olmak üzere içeriye ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz.

Akvaryum Koyu

Köpeğimizin ilk yüzme deneyimi için sakin bir koy arayışındayken bulduğumuz Akvaryum koyunun suyu ne soğuk ne sıcak, mükemmel bir derecede. Suyu çok berrak. Yeriyse Kum Beach’i geçtikten sonra. Herhangi bir işletme yok; hatta arabayla ulaşması da biraz zahmetli. Ama tam kafa dinlemelik bir yer. Denizin dibi büyük taşlarla dolu olduğundan deniz ayakkabısı da aldınız mı kendi koyunuz gibi saatlerce yüzebilirsiniz. Biz pazar günü gitmemize rağmen bizden başka sadece iki araba vardı.

Akvaryum Koyu’ndaki beyaz traverten tarzı yeri döndükten sonraki açıklıkta yer alan Bedir Koyu da, sahilinin beyaz kum olması ile tercih edilebilecek yerlerden biri. Fakat denizine girmek için deniz ayakkabısı kullanışlı olur.

Yukarıdakiler henuz gittiklerim ve denediklerim, dediğim gibi liste yeni yer başlıkları ile sürekli güncellenecek. Gitmek istediğim yerlerin başında Urla yakınlarındaki Ukuf Mevki’nde bulunan ve Avrupa’nın en büyük palmiye üretim çiftliği olan Uzbaş Çiftliği geliyor. 1000 yıllık zeytin ağaçlarıyla üzüm bağlarına ev sahipliği yapan bu çiftliği görmek istiyorum. Sizin de özellikle civarda bildiğiniz, merak ettiğiniz güzel yerler varsa önerilere son derece açığım :)

email
Tugce Uluurgun

I love talking about nothing. It is the only thing I know anything about.

Ilk yorumu siz yazın!