KABAK’DAKİ PARALEL EVREN, SHAMBALA

shambala, kabak, kabak koyu, fethiye

Öyle bir yer ki Şimdiki An’da olmaktan başka birşey yapamıyorsunuz. Öyle ki geçmiş sıkıntılarınız veya gelecek endişeleriniz yok olmuyor ama ‘anlamsız’laşıyor. Ki zaten anlamsızlar ama burası bir adım daha yaklaştırıyor sizi o gerçekliğe. Bahsedeceğim yer dünyanın bir diğer ucu da değil. Bu zamana kadar gitmediğim için kendime kızdığım, yaz versiyonundan sonra ekim gibi tekrar gidilmesi gerektiğini düşündüğüm Kabak Koyu’nda yer alan “Shambala”. Kabak’tan özellikle zevk almamı sağlayan yer Shambala olduğu için bu yazı özellikle oraya ithaf edilmiştir :)

Kabak’a gitmeye karar verdiğimizde herkes gibi internetten, ordan burdan bilgi toplamaya başladım. Ama tabi insan sayısı kadar farklı görüş de olduğu için özellikle kalacağımız yer konusunda bir okuduğumuz bilgi diğerini tutmuyordu. Ulaşım konusunda da yok şuraya kadar arabayla gideceksiniz, yok şurdan sonra yürümek zor olur, arabayı şuraya park edin, patikayı çıkmak için servise binin gibi kafa kaıştırıcı bilgilerden sonra umarım bu yazı Kabak’a ulaşım konusunda bir fikir verir.

Biz Kaş‘tan sonraki durak olarak Kabak Koyu’nu belirlediğimiz için ulaşımı arabayla yaptık. Kaş’tan 1 saat gibi bir sürede Kabak Koyu’na gelebilirsiniz. Kabak’a doğru çıkarken Ölüdeniz ve Fethiye’nin manzarası o kadar güzel ki, bir kez daha Türkiye’nin güzelliklerine şaşırmadan duramıyorum. Tepeye doğru çıktıkça yollar daralmaya ve uçurumlar çıkmaya başlıyor ama sonrasında göreceğiniz bir arabanın bile zor sığacağı toprak yoldan sonra buna şükreder hale geleceksiniz. Arabayla ilerlerken Faralya Köyü tabelalarını görmeye başlayacaksınız. Oraya doğru sürmeye devam ettikçe bir noktada asfalt yolun bittiği, sağa doğru toprak yolun basladığı ve arabaların park ettiği bir alan göreceksiniz. Biz tam olarak bilgi alamadığımız için, ki sanırım bu oradaki birçok kişi için de geçerliydi, toprak yolun basladığı yerde arabamızı park edip yürüyeceğimizi sandık. Çünkü zaten toprak yolun basladığı yerde motorsiklet veya arabayla girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna dair bir tabela da vardı. Ama yine de siz orada durmayın :) Cunku sizin toprak yola girmek yerine dümdüz giden asfalt yolu 1-2 km boyunca daha takip etmeniz gerekiyor. Daha sonra zaten sizi bulunduğunuz noktadan Kabak Koyu’na taşıyacak servisleri göreceksiniz. Arabanızı orada bulunan otopark alanına birakmaniz gerekiyor. Otopark alanı diyorum cunku oradaki köylüler bunu kendilerine meslek edinmişler. Hem arabanıza bakıyorlar, hem de dolmuş tarzı bir servisle sizi otelinize bırakıyorlar. Hatta toprak yolun bir bölümünde tahtadan bir baraka yapmışlar, içinde 2 kişi bütün gün oturup olur da arabayla biri geçmeye çalışırsa diye engellemek icin bekliyor :) Zaten açıkcası o toprak yoldan arabayla tek başınıza geçemezsiniz o yüzden en mantıklısı o yolları tanıyan köylülerin sürdüğü servise binmek. Arabanızı günlüğü 4 TL’den park alanına alıyorlar. Servis de 40 TL ve içine kaç kişi biniyorsa ona gore ücret bölüşülüyor. Eğer kimseyi beklemek istemiyorum diyorsaniz bütün ücreti ödeyerek kendiniz yola çıkabilirsiniz ama zaten sürekli bir sirkulasyon olduğu için servis hemen doluyor. Oldukça elverişsiz ve çıkıntılı toprak yoldan dolayı arabanın içinde hoplaya zıplaya koydaki otelimize doğru ilerlemeye başlıyoruz. Kafamı korumaya çalışırken hemen aklıma Hindistan geliyor. Daha önceki tecrübeme dayanarak artık eminim ki, asfalt bile yapılmayan bir yolun sonunda el değmemiş bir cennet bizi bekliyor olacak. Yol o kadar dar ve bazı yerlerde oyle uçurumlar var ki, yine de şehir asfaltında gibi son sürat giden sürücümüze güvenmekten başka çaremiz yok. Sea Valley Bungalows, Reflection gibi bazı kamp alanları koyun deniz kısmıyla aynı seviyede bulunurken, bizim kalacağımız Shambala deniz kıyısına oranla daha yüksekte bir tepenin yamacına konumlanmış. Zaten bizi tavlayan ilk sey de o yamaçtaki manzarası olmuştu.

Kalacak yer seçimine karar verirken; Trip Advisor, Booking, Ekşi Sözlük, arkadaş yorumları derken kafamız baya karıştı. Özellikle denemek istediğimiz Shambala hakkında internette buranın artik ticari ve kazık bir yer olduğundan da bahsedildiğini okuduk. Her kafadan bi ses çıkar, gidelim kendimiz görelim diyerek Shambala’da kalmaya karar verdik. İyi ki öyle yapmışız! Servisin bizi bıraktığı yerden çok sıcak bi hoşgeldin’le karşılaştık. Otele girer girmez gördüğümüz manzara ve dekorasyon doğru karar verdiğimiz yönünde bize sinyaller vermeye başlamıştı bile. Her gün farklı bi detayın farkına vardığım otelin dekorasyonu oyle doğal ve orjinal ki sigara küllüklerini bile dikkat çekici hale sokmuşlar. Aslında otel demek de çok doğru olmayacak çünkü Shambala birbirinden farklı özelliklere sahip tahtadan bungalow evlerin ve çadırla gelenler icin küçük bir kamp alanının olduğu bir yaşam alanı daha çok.

Bu yüzden Shambala’da ister fiyatları manzarası ve odanın özelliklerine göre değişen bungalow evlerde, ister çok daha uygun bir fiyata kendi çadırınızı getirip çadır alanında kalabilirsiniz. Hatta çadırınız yoksa ama daha ekonomik bi tatil istiyorsanız onlardan da çadır kiralayabilirsiniz. Her bungalow’un kendine has bir ismi var; Tebessüm, Gülümse, Ohm, Tecrübe, The One gibi. Hepsinin genelde kendisine ait bir de verandası/çardağı veya evin önünde özel bir oturma alanı var. Bu yüzden kendinizi bir otelde değil de komşularınızın olduğu bir mahallede gibi hissediyorsunuz :) ‘The One’ serisindeki odalar en pahalı olmakla birlikte inanılmaz bir manzaraya sahip. Bir kere kelimenin tam anlamıyla yattığınız yerden denizin üzerinde uyuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Evin önündeki oturma alanı da yine denizin hemen üstünde, sadece size ait ve bütün gözlerden uzak olacak şekilde düzenlenmiş. O yüzden en iyi bungalowları hangisiydi diye sorarsanız ‘The One’ odası derim. Ama ben o kadar para vermek istemiyorum diyorsanız bu seriden biraz daha ucuz odalardan birini seçebilirsiniz. Odalar arasında fiyat farklılıklarının olma sebeplerinden biri de sanırım bazılarında klima olması. Ama bu sizi kesinlikle düşündürmesin çünkü klimaya çok da ihtiyacınız olmayacak. Hatta Temmuz ayında akşam hava hafif serin oluyor bile diyebilirim. Zaten klima olmayan odalarda da vantilatör mevcut. Biz son dakikada rezervasyon yaptırdığımız için çok fazla seceneğimiz yoktu, o yüzden seçeneklerimiz içinden ‘Tebessüm” odasını seçtik.

shambala tebessum bungalow

Shambala Tebessum Bungalow

Ve bu bungalow’u  o kadar beğendim ki, bir daha gitsem yine orada kalabilirim. Bungalow evimiz hakkında en bayıldığım şeylerden biri de evin hemen yanında yer alan mükemmel şirinlikte, denize bakan ve sizi dış ortamdan tamamen soyutlayan bir çardağının olması :

Bungalow’ların otelin arazisi içine konumlandırılması o kadar güzel yapılmış ki, gözlerinizi açtığınızda göreceğiniz ilk şey deniz ve yanınızdaki kisi oluyor. Hatta ben tek başınıza bile gitmenin size büyük bir ilham vereceğini düşünüyorum.

Shambala’yla ilgili ilk başta emin olamadığım ama daha sonra bayıldığım başka bir şey de, bungalow’ların kapılarının kilitlenmemesi. Biz tabiki alışık olmadığımız icin ilk başta odadan çıkarken kitlemek amaçlı anahtar var mı diye sorduk. İsterseniz bir anahtar da veriyorlar veya değerli eşyanız varsa sizin için ona da bakıyorlar ama bunun dışında odaların kapısı pek kilitlenmiyor :) Güvenlik konusunda da hicbir sorun yasamadık. Hatta kapımı çekip çıkabildiğim bir evim ve sade insanların olduğu bir yerde vakit geçirmek olan keyfimi ikiye katladı.

Otel ormanlık alana konumlandığı, çok fazla yalnız kalıp kafa dinleyebileceğiniz yeri mevcut olduğu için aslında odanızın da mükemmel olması gerekmiyor. Özellikle ortak havuz alanı öyle konforlu ve manzarası öyle inanılmaz ki oradan ayrılmak zaten istemiyorsunuz.

Biraz da yemeklerden bahsetmek istiyorum. Kabak’daki birçok otel gibi Shambala’da da sabah ve akşam yemegi servisi mevcut. Otele gitmeden önce yemekler hakkında biraz endişeli olsam da ilk akşam yemeğinden sonra bu endişem tamamen uçtu gitti. Açık büfe’de çeşit çeşit, lezzetli zeytinyağli yemekler ile mezeler bulabiliyorsunuz. 5 yıldızlı bir otelinki gibi bir menü beklemeyin tabiki ama böyle bir yere gelen insanın zaten onu bekleyeceğini sanmıyorum. Akşam yemekleri daha cok vejetaryen ağırlıklı olmakla birlikte 1 çeşit et veya tavuklu yemek de ekliyorlar menüye.

Buna ek olarak gün içerisinde de menü’lerinden ücret ödeyerek yemek yiyebilirsiniz. Ben menü’den tattığım yemekleri çok lezzetli buldum. Özellikle smoothie’leri mü-kem-mel! Yaban mersini, muz, badem, yulaf ve akcaağaç şuruplusunun tadı hala damağımda :

Bir de havuz başı olsun, yemek masası olsun otelin her yerindeki küçük ama özenildiği belli olan ayrıntılar öylesine ilham veriyor ki insana, sürekli bir şeyleri incelerken buldum ben kendimi. Herşeyin tahtadan yapılmış olması da çok hoşuma gitti.

shambala, hamak

Shambala Hamağı :)

Başka bir gün hava çok güzelken gündüz bir ara tropikal iklimdeymişiz gibi aniden deli gibi yağmur yağmaya başladı. Tam anlamıyla herkesi iliklerine kadar ıslatacak derecede, gök gürleye gürleye öyle güzel yağdı ki orada çardakta otururken o yağmurun kokusunu, bir yandan çalan Beirut’u ve kendimi doğru zaman ve doğru yerde hissedişimi hiç unutmucam sanırım.

Zaten öyle keyifli müzikler çalıyorlar ki Shazam elinizden düşmüyor.

Shambala’da ücretli çalışanlar dışında yurtdışından gönüllü gelip sadece kalacak yer ve yiyecek ihtiyaçlarının karşılanması koşuluyla çalışan gençler de var. Bu şekilde 1 sene yaşadıkları Arjantin’den gelen, biri Alman biri İspanyol bi çift ile tanıştık. Almanya’dan gelen Sam orada içinde tıkılıp kaldığı kurumsal hayatından istifa edip, bu yolla her sene dünyanın minimum 1 ülkesine ‘ev’ demeye karar vermiş. Bu şekilde Arjantin’e gittiğinde orada Ally ile tanışmış ve birlikte Kabak’a gelmişler. Sam hiçbir şekilde ülkesindeki akrabalarından para yardımı almıyor. Hoş zaten yaşamak için de çok fazla paraya ihtiyacı olmadığını söylüyor. Zaten kalacak yer ve yemek ihtiyacı çalıştığı yerler tarafından karşılandığı için kendisine ekstradan biraz daha para kazandırsın diye kız arkadaşından öğrendiği yollarla bileklik yapıp satıyor. Çiftin her ikisi de öyle özgür, hafif ve mutlu ki onlara bakıp o gece hayat hikayelerini dinlerken tam anlamıyla nefes aldığımı hissediyorum. Hem bizim de katkımız olsun diyerek, hem de her baktığımızda bize o geceyi hatırlatması için çok beğendiğimiz bilekliklerimizi alıyoruz onlardan.

Tam da son gecemizde böyle güzel insanlarla tanıştığım için öylesine mutluyum ki kendimi sanki espresso shot’ları yapmış gibi ayık ve evren benim evimmiş, nereye gidersem gidiyim bana bakacakmış gibi özgür hissediyorum. Zaten öyle değil mi?

Dünyanın herhangi bir şehrinde doğmamız ömür boyu hayatımızı orada geçirmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Bunu yapmak için gördügünüz gibi dünyanın parasına da ihtiyacınız yok. Biraz araştırmayla dünyayı gezmek için öyle güzel websiteleri veya programlar bulunabilir ki. Ama biz bunu erteleyip durmak için zamansızlığımızdan, işimizden, sorumluluklarımızdan yakınıyoruz. Aslında bizi bağlayan tek şey, gerçekte ihtiyacımız olmayan şeyler yüzünden içine girdiğimiz taksitlerimiz. Almamız gerektiğini düşündüğümüz şeyleri almak için daha çok çalışmalı, bize yüksek maaş getiren kurumsal hayat pozisyonlarımıza daha çok bağlanmalıyız. Hatta bazen bu yüzden ailelerimizin ve o hiç susmayan çevremizin bir an önce evlenip, çocuk sahibi olmamızı istediklerini düşünüyorum. Böylece artık sadece kendimizin değil başkalarının da sorumluluklarını taşıyacak böylece olduğumuz yeri daha zor terk eder, artık birçok etmeni düşünmemiz gerektiği icin daha yavaş, daha az cesurca karar verir hale geleceğiz.

Shambala’da bilinçli olarak mı yapmışlar bilmiyorum; bungalow’ların olduğu alanda neredeyse hic ışık yok, o yüzden de  gökyüzü olduğu gibi bütün canlılığı ile başınızın üstünde duruyor. Biz de yukarıda yazdığım düşünceler içinde odamıza doğru giderken kafamı birden kaldırmamla gördüğüm yüzlerce yıldızlı gökyüzü manzarası karşısında öyle nutkum tutuldu ki, kelimenin tam anlamıyla OLDUĞUMUZ YERDE ÇAKILI KALDIK. Hani bunu sözlerle nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Bütün o yıldızlar, samanyolu ve gördüğüm ve ismini bilmedigim bütün gök cisimleri başımın üstünde duruyordu. Hayatım boyunca en çok etkilendiğim anlar listesine giren bir manzara ile karşı karşıya kaldım. En önemlisi gökyüzünde o kadar yıldız olduğunu ve gece yarısı gökyüzünün o kadar aydınlık olabileceğini görmesem hayal bile edemezdim! O son gecemizde Shambala’da duyduğumuz aşağıdaki şarkı eşliğinde, penceremiz ve zihnimiz açık gökyüzüne ve sonsuz deniz manzarasına bakarak uyuduk.

Ertesi gün gelince bütün gün süren araba yolculuğundan sonra İstanbul’a vardık. Apartmanda, elimizde bütün valizlerle asansörün gelmesini bekliyorduk. O sırada asansörü beklemek için, bizim apartmanda oturan benim yaşlarımda bir kız geldi yanımıza. Elindeki çok akıllı telefonundan kafasını bir kez bile kaldırmadan, belki ben orada uzaylı olabilirim ama o görmüyor hiçbir şekilde, yanımıza öylece geldi ve durdu. Hani refleks gereği bir yere gidip durmadan önce yanınızdakine 2 saniye de olsa bi bakarsınız ya, onu bile yapmadı. Dünyanın başka bir ucundan gelip hikayelerimizi paylaştığımız o çiftin üstüne, akıllı telefonlu komşumu görünce hemen silkinip kendime geldim. Burası İstanbul, herkese ‘merhaba’ diyecek zaman yok.

email
Tugce Uluurgun

I love talking about nothing. It is the only thing I know anything about.

Ilk yorumu siz yazın!