WELCOME TO NEW YORK CITY!

Peter Minuit 1626’da, Manhattan’ı Amerikan Yerlileri’nden 24$ değerindeki boncuk ve değersiz süs eşyalarıyla satın aldığında ne kadar kârlı bir iş yaptığının farkında mıydı acaba. Olmamış olacak ki Manhattan 1664 yılında Hollandalılar’dan Ingilizler’e geçti ve New Amsterdam, New York adını aldı.

Bense geçen yaz 3,5 ay boyunca New York-Boston şehirleri ile Kaliforniya eyaletini kapsayan ‘roadtrip’ten sonra bu sene düğün için gittiğim New York City’i gittikçe daha çok anlamaya ve sevmeye başladım. Kendi gözlemlerime göre New York’da ne yenir, ne içilir, nereye gidilir’i ayrıntısıyla yazmadan önce, ‘”Empire State”e gelmeden bilmeniz gerekenler’ diye de bi özet çıkardım :

newyork

1- İlk olarak her Türk vatandaşının tatmak zorunda olduğu vize işlemlerinden başlayalım :

Benim deneyimlerime göre şu ana kadar aldığım yurtdışı vizeleri içinde, Amerika vizesi en rahat ve en kısa sürede aldığım vizeydi diyebilirim. Tam tersinin olacağını düşünürken beni ters köşe yapan vize işlemlerinden biri de Hindistan vizesi işlemleri olmustu mesela :) Amerika vizesi için hazırlanılması gereken dökümanlar az ve öz, vize randevusu sırasında sordukları sorular da özel hayata müdahale etmeyecek derecede saygılı ve kısa. Hatta benim görüşmemdeki görevli bana 2 tane soru sorup hazırladığım dökümanlardan hiçbirini benden istemeyince, ‘sanırım ben vize alamıcam’ diye düşünmüştüm. Fakat sonra birlikte başvuru yaptığım danışmanlık firmasını arayınca ne kadar az soru soruyorlarsa o kadar iyi olduğunu, onların zaten ellerinde bütün bilgilerin olduğunu ve sordukları soruları sadece teyit amaçlı sorduklarını söyledi. Zaten birkaç gün içinde de vizeyi belirttiğim PTT şubesine göndermişlerdi.

Bir de şöyle bir ayrıntı var ki, vize randevusuna girerken girişte ingilizce ya da türkçe olarak hangi dilde görüşme yapmak istediğinizi soruyorlar. Ben ingilizce görüşme yapmanın da sıra ve süre olarak avantaj sağladığını fark ettim. Bunlara ek olarak, basvuru sırasında vize formunu doldururken nereye ne yazmalı, hangi bilgiyi ne şekilde belirtmeli gibi bazı yerler sürüncemede kalabiliyor. Hem bu yüzden hem de o sıradaki vakit darlığımdan dolayı ben başvurumu Ankara’daki VDM Vize Danisma ile yaptim. Belli başlı belgeleri sağlamak dışında hiçbir ayrıntı ile uğraşmak zorunda kalmadığım gibi, üzerinden 1 sene geçmesine rağmen halen herhangi bir ülkenin vizesi hakkında bilgi almak istediğimde aynı yeri arıyorum. O kadar güleryüzlü ve yardımseverler ki her seferinde detaylı şekilde bıkmadan sorularımı da cevaplıyorlar.

2- Cebinizde kapı gibi bir vizeniz var artık. Şimdi hangi havayolu ile ulaşımınızı sağlamak istediğinize karar vermeniz gerekiyor :

Ben geçen yaz British Airways, bu yaz da THY’den bilet aldım. British Airways aktarmalı uçuyor, biz de Londra Heathrow Havaalanı üzerinden transfer yaptık. BA’nın bilet ücreti birçok havayoluna göre, hele ki THY’ye göre çok daha ucuz. Tabi daha da ucuz biletler bulabilirsiniz ama aktarma yaptığınız havaalanında 1 gece gibi uzun saatler beklemeyi göze almanız gerekiyor. Neyse ki bizim aktarma saatimiz 2-2buçuk saatti. BA’nın yemeklerine gelince mükemmel lezzette olmasa da yine de sınıfı geçer derecedeydi. Fakat TV ekranlarında gösterdikleri filmler biraz vasattı. Özellikle uçak konforu konusunda uçuşlar arasında herhangi bir istikrar yok. Mesela NewYork’a giderken bindiğimiz uçak, dönerken bindiğimize göre daha rahattı. Ve ilk defa bu kadar yoğun türbülans yaşadım bi uçuşumda. Üstelik türbülansın uçakta en az hissedildiği bölge olan kanat sırasında oturmamıza rağmen, biz bile fazlasıyla hissettik türbülansı. Bir diğer önemli nokta da tabiki bagaj kilo hakkı. Bazı havayollarının diğer havayollarına kıyasla çok daha fazla ucuz olmalarının sebebini ayrıntılara bakınca çok da iyi anlıyorsunuz aslında. En önemli gösterge de bagaj hakkınızın azlığı oluyor. Maalesef BA’da da 23 kiloluk 1 adet büyük bagaj hakkınız var. Bu yüzden dönerken kilo konusunda bayağı hesap yapmak zorunda kaldık fakat birkaç kilo fazlasına da birşey demediler. Sonuç olarak verdiğimiz ücret göz önüne alınırsa BA geçer not aldı diyebilirim.

THY’ye gelince; şu an tam olarak fiyatları hatırlamıyorum ama mesela BA’ya x ücretini verdiysem uçak bileti için THY 4x ücret istiyor aynı bilete. Servis olarak hakkını veriyor mu şöyle açıklıyım: Gördüğüm 2 tane olumsuzluk vardı uçuş konusunda önce onlarla başlıyım. İlk olarak Miles&Smiles üyesi olmama ve bana yaptiğim uçuşlardan “dünyalar kadar mil kazanma” taahhütü vermelerine rağmen 4katını ödediğim uçak biletime karşılık 1250 mil gibi, mil konusunda sadaka sayılabilecek bir puan layik görüldü THY tarafından. İkinci olarak,  NY’de JFK havaalanında beklerken; uçağa yolcuların alınması, insanların sıraya sokulması, hangi sınıfın hangi sıradan bineceği konusunda o kadar amatör davrandılar ve insanları çileden çıkardılar ki bütün yolcuları bıktırdılar. Sonuçta uçak az da olsa geç kalkmak zorunda kaldı.

Bu iki olumsuzluk dışında servis, yemekler ve uçak içerisindeki filmler konusunda da THY’nin hakkını yememek lazım. Ne gidiş ne dönüşte hiçbir şekilde türbülans yaşamamakla birlikte, yemek konusunda Do&Co ile çalıştıkları için zaten beklentim yüksekti kendilerinden. Sadece önceden bileti alırken vejetaryen olduğumu belirtmeme rağmen gidişte bana göre yemek olmadığı için 2 kere aynı makarnayı yemek zorunda kaldım :) Ama dönüşte tofusuyla, sebzesiyle çok güzel bi menü hazırlamışlardı. Eskiden böyle şeylere hiç dikkat etmesem de farklı yeme alışkanlıklarına ve inançlarına sahip insanlar için farklı menüler hazırlanması ne kadar da önemli oluyormuş böyle durumlarda, deneyimlemiş oldum. Umarım ilerde herkese bilmem kaç mil yukarda bile et veya tavuk yemeyi dayatmak yerine artık sadece sebze yemeği de özel bir seçenek olarak değil, zaten var olan bir opsiyon olarak sunulur.

Bu arada hem annemin menüsünde hem de benimkinde sebze olmasına rağmen benimkindekiler çok daha çeşitli, taze ve güzel pişmişti. Bunun sebebi de; check-in yaparken menü’den; vejetaryen, asya mutfaği veya glutensiz gibi seçenekleri seçtiğinizde diğer herkes ile aynı şeyi yemediğiniz için sizin yemeklerinizin çok daha az miktarda hazırlanması. O yüzden toplu üretim menüler yerine bu tarz menülere de bir şans vermek özenli yemek almak açısından denenebilecek bir seçenek bence. THY’nin beni en çok etkilediği servislerinden biri de, tv ekranındaki film, dizi ve kanal seçeneklerinin bolluğu oldu. Eski filmlerin gösterileceğini düşünerek yanıma aldığım kitaplardan hiçbirini okuyamadim sayelerinde :) Vizyon filmleri, kült filmler, klasikler olmak üzere o kadar çok zevkli film seçeneği koymuşlar ki bu konuda bir özen gösterildiği belli oluyor.

3- Uçağınızla JFK havaalanına ayak bastınız ve o kadar vize görüşmesi yetmiyormuş gibi sırada buradaki güvenlikten geçmek var :

Uçakta size, Amerika’da kalacağınız adres, kaç kişisiniz, yanınızda bulunan nakit miktarı vs gibi bilgilerinizin yazılması gerektiği bir kağıt dağıtacaklar. Eğer aile olarak gidiyorsaniz aileniz adına 1 tane, eğer arkadaşınızla gidiyorsaniz kişi başı 1 tane olacak şekilde bu kağıdı doldurmanız ve havaalanındaki güvenlikten gecişte teslim etmeniz gerekiyor. Ben de her seferinde Amerika’ya gelen milyonlarca turistin doldurduğu bu kağıtları nasıl ve nerede sakladıklarını merak etmişimdir :) Güvenlik kontrolünde sıra size geldiğinde yeni bir mini vize görüşmesi sizi bekliyor. Tavsiyem gidiş dönüş biletlerinizi print edip yanınızda  taşımanız (sanki onlar sistemden görmüyolarmış gibi) çünkü geçen sene biz unuttuğumuz için bizi bi odaya alıp sorular sormuşlardı. Tekrardan 7.kez Amerika’ya geliş sebebinizi açıkladıktan sonra parmak izinizi alıp, fotoğrafınızı çekiyorlar. Son olarak sizinle ilgilenen görevli, Amerika’da bir seferde çıkış yapmadan maksimum kaç ay kalabileceğiniz bilgisini pasaportunuza damgalıyor. Bence en güzeli bir de sözlü olarak size kaç ay verdiğini sormalı, çünkü bu yaz gidişimde yazdığı tarihi biz hiçbir şekilde okuyamadık.

Bir de tabi siz kendi sıranızda beklerken yan tarafta Greencard kazananları ve onların sıraları var. O da bambaşka bir post yazısı :)

Bu arada JFK Havaalani Brooklyn’in en altında kalıyor. O yüzden şehre ulaşım için shuttle, taksi veya özel taksileri arayabilirsiniz. Ki gitmeden eğer özel taksilerin numaralarını edinirseniz ulaşım ücreti konusunda da önceden konuşabilirsiniz şoför ile.

New York’a ulaşım söz konusu olduğunda kullanabileceğiniz 2 alternatif havaalanı daha var. Biri Queens’de yer alan La Guardia Havaalani diğeri de New York’un hemen yanındaki eyalet olan New Jersey’deki Newark Havaalani. (Newark aşağıdaki haritada gözükmüyor.)

newyork haritası

Sanki New Jersey’deki Newark havaalanı çok uzakmış gibi gözükse de 1-1buçuk saatte arabayla Manhattan adasına geçiş yapabilirsiniz. (Eğer Brooklyn tarafından gidiyorsanız. Manhattan’ın içinden gidiyorsanız trafiği hesaba katmak gerek.) Biz geçen sene son dakika telaşı içerisinde biletleri aldığımız için, fark etmeden dönüş biletimizi aynı fiyat olmasına rağmen JFK yerine Newark’dan İstanbul’a şeklinde almışız :) O yüzden boşu boşuna New Jersey’e gitmek zorunda kaldık. Ama eğer sizin biletiniz JFK gibi popüler bir havaalanı yerine Newark’a varmanız durumunda çok daha ucuza gelecekse bu seçeneği de değerlendirmenizi tavsiye ederim.

Shane Show - How Manhattanites See New York (http://www.shanesnow.com/blog/2015/3/4/how-manhattanites-see-new-york)

Shane Show – How Manhattanites See New York (http://www.shanesnow.com/blog/2015/3/4/how-manhattanites-see-new-york)

4- New York’a ayak bastıktan sonra şehir içi ulaşıma gelelim :

Ulaşımı en çok kolaylaştıran şey her gelişmiş ülkede olduğu gibi tabiki metro! Bol bol yürüyüşü de eklemeden olmaz :) Taksi seçeneğine gelince, Türkiye’deki gibi her yer taksi kaynamıyor, kaynasa bile her elinizi kaldırdığınızda pat diye durmuyorlar :)

Keşfedilmesi gereken her şehir gibi New York da yürümesi çok keyifli şehirlerden bir tanesi (tabi Ağustos sıcağına denk gelmiyorsanız, bazen nem insanı çıldırtabiliyor). Şehirdeki adresler sadece ‘avenue’ ile ‘street’ ler üzerinden okunduğu için -5th ave 27th street gibi- gideceğiniz yeri çok kolay bulabiliyorsunuz. Yapacağınız tek şey düzenli olarak büyüyüp küçülen cadde ile sokakları takip etmek oluyor. Yukarıdaki haritadan da görebileceğiniz gibi şehrin her noktasına uzanan bir metro ağı zaten mevcut, o yüzden yürümekten yorulduğunuz anda en güzeli kendinizi bi metroya atmak.

Eğer NY’de 1 haftadan fazla kalacaksanız, 1 haftalık sınırsız metroya inip binme özelliği olan ‘Unlimited Ride’ lardan almanızı tavsiye ederim. Fiyatı 30$. Eğer tek binişlik metro kartı almak istiyorsanız da fiyatı 2.75$. İlk metro kartınızı alırken 1$ da kart ücreti ödüyorsunuz. Metro’larda çoğu zaman sokak sanatçıları tarafından çok başarılı performans gösterileri olduğu için çok keyifli oluyor yolculuklar.

Fakat özellikle bu seneki sıcaktan sonra şunu belirtmek zorundayım ki, SIFIR havalandırmanın olduğu metro geçitleri yüzünden nefes alamayacak duruma geldiğiniz olabiliyor. Metroların içi de tam tersi klimadan dolayi buzhane gibiyken, yer altı metro geçitlerine ve bekleme alanlarına nasil olup da bir türlü havalandırma yapmadıklarını anlamıyorum. Bu yüzden NY’de metro ve otobüs içlerindeki çok yüksek seviyede klima kullanimindan dolayi mutlaka yanınızda kazak ya da sal tarzı bişi tasımanızı öneririm. Klimalar havanın nemine göre otomatik ayarlı olduğu için özellikle hava çok nemliyken bu fark iyice ortaya çıkıyor.

Ulaşım ve şehri gezmeyi kolaylaştırması açısından telefonunuzda bulunmasında yarar olacak birkaç aplikasyon da şu şekilde :

  • NYC Subway : Bazı istasyonlarda ücretsiz wifi olmasina rağmen şebeke her yerde çekmediği için, offline da kullanabileceğiniz bu aplikasyon ile inmek istediğiniz durakları ve kesişim noktalarını bir harita üzerinde görebilirsiniz.
  • HopStop : Olduğunuz nokta ile varmak istediğiniz noktayı yazdığınızda; yürüyüş, araba, metro veya bisiklet yolu seçeneklerini sıralayarak nelere binmeniz veya nerden gitmeniz gerektiğini gösteren kullanışlı bi aplikasyon.
  • MTA (Manhattan Transit Authority) Subway Time : Bütün metro hatlarının varış saatlerini, eğer varsa rotarları ve aksaklıkları gösteren aplikasyon.
  • Pocket Guide: Çevrimdışı kullanabileceğiniz harita ve sesli yönlendirme özelliği olan bir aplikasyon. İndirmesi ücretsiz fakat her şehrin ayrı ayrı haritasını indirmek için ücret ödemeniz gerekiyor. Ben hiç kullanmadım fakat yararlı olabilir.
  • Wi-Fi Finder : Adım başı olan Starbucks’ların ücretsiz wi-fi’lerini de kullanabilirsiniz ama tabi ki hepsininki çok iyi calışmıyor. Bu aplikasyon bulunduğunuz noktanın etrafındaki ücretli ve ücretsiz wifi şebekelerini gösteriyor.
  • Wifi demişken internet konusunu da aradan cıkarmış olalım. Ben geçen sene 3 ay, bu sene 3 hafta kaldığım için T-Mobile’in ‘pre-paid’ kartlarından satın aldım. Hem Amerika içi sınırsız konuşma ve mesaj hakkınız oluyor hem de seçeceğiniz paketlere göre GB satın alabiliyorsunuz. Planlar ve ücretleri şu şekilde: T-Mobile Pre-Paid Plans. Bu fiyatların üzerine 10$ da kart ücreti eklemeniz gerekiyor.
  • Bunlara ek olarak Yelp ve Foursquare to-do list’leri her yerde kurtarıcı tabiki. Ben geçen sene Yelp’i çok kullanmama rağmen bu sene gitmeden o kadar çok yeri to-do list’ime ekledim ki sadece foursquare kullandım.

5- Sadece New York ile ilgili değil genel olarak Amerika ile ilgili bir başka konu da bahşiş konusu. Bindiğiniz taksiden, gittiğiniz cafe’lerdeki garsona kadar mutlaka bahşiş bırakmanız gerekiyor ki bahşiş bırakmamak o servisten hiç memnun kalmadığınızı gösterip büyük bir kabalık olarak algılanabilir. Cafe’lerde calışan garsonların çoğunlukla bahşişten gelir sağladıklarını düşünürsek bence gayet adil bir sistem aslında.

6- Son olarak New York’u bitirdiniz bir de yakın çevre şehirlere, eyaletlere gitmek istiyorsanız araba kiralamayi veya otobüsü tercih edebilirsiniz. Türkiye’ye göre inanılmaz derecede ucuz olan benzin tabiki işinizi çok kolaylaştırıyor. Ayrıca araba kiralamak özellikle birden fazla kişi iseniz çok ekonomik ve kolay. Birkaç tane araba kiralama şirketi mevcut ama biz en çok Enterprise‘i kullandık. Arabanızı size en yakın Enterprise şubesinden teslim alıyorsunuz, hatta San Diego’da bizi şubeden bir arabayla gelip almışlardı. Yolculuğunuz bitince de arabayı, vardığınız noktadaki anlaşmalı yerlerden birine bırakıyorsunuz. Özellikle transfer yapacaksanız havaalanlarındaki bırakma noktaları çok yararlı oluyor.

25 yaşın altındaysanız güvenlik maksatlı arabanın kiralama ücreti birazcık daha artıyor (20$ gibi birseydi sanırım.) Biz 65$ ‘a GPRS’li, ‘cruise control’lu çok güzel ve rahat bir araba kiraladık. Yol boyunca da arabayı bütün elektronik cihazlarimizi sarj etmek icin kullandık. Özellikle Kaliforniya sahil şeridini baştan sona efsanevi Route 101 üzerinden gitmek için kesinlikle araba kiralamanızı öneririm. (Route 101 de başka bir post yazısı :) )

Bir de otoyolda ‘Car Pool’ denilen; bazı yerlerde 2 kişi veya üstü, bazı yerlerde de 3 kişi veya üstü yolcunun olduğu arabaların kullanabileceği özel şeritler var. Bu da koca arabayı tek başınıza sürmenizdense toplu araba kullanımını  teşvik açısından çok güzel bi uygulama.

Ben araba kiralama ile uğraşamam diyorsanız Boston’a giderken benim de tercih ettiğim otobüs seçeneğine bakabilirsiniz. Otobüs biletinizi terminalden alırsanız, mesela 4-4buçuk saatlik NY-Boston arasını 20$-30$ civarına alabilirsiniz. Eğer internet üzerinden alırsanız fiyat 16$’a kadar düşebiliyor. Satın aldığınız saate göre de fiyatlar biraz da olsa değişebilir. Aldiğiniz bilet üzerinde herhangi bir numara yok çünkü koltuk numarası denen bişi yok. Aldığınız biletin alış saatinize göre üzerinde bir sıra numarası oluyor. Yani cuma günkü otobüs için biletini pazartesi gününden alan ile perşembe gecesi son dakika alan kişi, otobüse binmeden farklı sıralarda bekliyor. Bu yüzden de otobüs geldiği zaman eğer sizden önce bileti alan kişiler otobüsu doldurmuşsa bir sonrakine binmek zorunda kalıyorsunuz ki bu da son derece sinir bozucu olabiliyor. Tabi otobus diyince hepimiz Türkiye’deki Ulusoy, Varan vs gibi firmaların rahat, konforlu ve kuralları olan otobüsleriyle seyahat ettikten sonra, NewYork’daki çoğunun Çin firmaları tarafindan yönetilen otobüsleri insanda şok etkisi yaratıyor. Mola var mı diye sorarsanız da tamamen şoföre kalmış. Bazen 15dak. mola oluyor bazen 30 dak. Ayrıca öyle bizimki gibi Berceste, ParkShop tarzı mola yerleri beklemeyin, gayet yolun üzerinde gördüğü herhangi bir McDonalds yanında duruyor şoför :)

Manhattan içindeki otobüs terminali TimesSquare durağındaki ‘Port Authority‘. Buradan birçok şehre son dakika da olsa otobüs bileti bulabilirsiniz. Benim bindiğim ve en iyisi (kötünün iyisi) olduğunu düşündüğüm firmalar ise Peter Pan ile Greyhound.

New York’da nereye gidilir, ne yenir, ne içilir, nereler görülmeli, nerelerden uzak durulmalı kısmını yazmadan önce bu küçük ama zaman alıcı ayrıntıları paylaşmak istedim ki bilmeyenler benim gibi uzun yoldan öğrenmesin. Sonuçta “If you can make it here, you’ll make it anywhere!” :)

email
Tugce Uluurgun

I love talking about nothing. It is the only thing I know anything about.

Ilk yorumu siz yazın!